Türkiye'de Aile Holdingleri: Yapı ve Ölçek

Türkiye ekonomisindeki aile holdinglerinin ağırlığı, uluslararası kıyaslamalarda da dikkat çekici. TÜSİAD ve TAİD (Türkiye Aile İşletmeleri Derneği) verilerine göre, BIST 100'de işlem gören şirketlerin %60'tan fazlası aile etkisi altında. Koç ve Sabancı holdinglerinin ciro toplamları tek başına Türkiye GSYH'sının önemli bir dilimini oluşturuyor. Ortalama kuruluş yaşı 50 yılın üzerinde olan bu yapıların üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiş sürecinde olması, ESG gündemine de bir kuşak meselesi niteliği kazandırıyor.

Türkiye'nin önde gelen aile holdingleri ve ESG profilleri (2024):

Kaynak: MSCI ESG Ratings 2024, şirket sürdürülebilirlik raporları

Bu tablo tek başına okunduğunda yanıltıcı olabilir. Bir holdingin MSCI notu o holdingin ESG taahhüdünün değil, uluslararası raporlama standartlarına uyum düzeyinin görüntüsü. Daha az kamuya açık raporlama yapan şirketler düşük not alabilirken, raporlama altyapısı güçlü ama gerçek performansı zayıf bir şirket yüksek not alabilir. Türkiye'nin büyük holdingleri için bu ayrım önemli.

Dönüşümün İtici Güçleri

Türkiye'deki aile holdinglerinin sürdürülebilirliğe yönelimini tetikleyen birkaç farklı mekanizma bir arada işliyor. Bu güçleri anlamak, dönüşümün neden bazı holdinglerdeki daha hızlı ilerlediğini açıklıyor.

Kuşak değişimi, en belirleyici etken. Türkiye'deki üçüncü ve dördüncü kuşak holding yöneticilerinin önemli bir bölümü Avrupa veya ABD'de eğitim almış, uluslararası şirketlerde deneyim kazanmış. Bu profil, ESG'yi soyut bir kavram olarak değil, erişebilecekleri finansmanın, seçebilecekleri ortakların ve rekabet edebilecekleri ihracat pazarlarının bir ön koşulu olarak görüyor. Özellikle AB tedarik zincirlerine entegre gruplar için bu baskı somut ve acil.

Yatırımcı tarafında ise tablo net: yabancı kurumsal yatırımcılar Türk holdinglerine yönelik sorularında ESG yönetişimini giderek ön plana taşıyor. 2020'den bu yana sürdürülebilirliğe bağlı kredi araçlarının kullanımının artması ve yeşil tahvil ihraçlarında büyüme, finansal piyasaların baskısının somutlaştığına işaret ediyor.

"Türkiye'nin büyük aile holdingleri için ESG artık isteğe bağlı bir gündem değil. AB ihracat pazarları, CBAM baskısı ve uluslararası yatırımcı beklentileri üst üste gelince, sürdürülebilirliği erteleyen holdinglerin rekabet gücü kaybı somutlaşıyor." — TÜSİAD Sürdürülebilirlik Komitesi üyesi

Vaka Analizleri: Dört Holdingin Yaklaşımı

Sabancı Holding: ESG'yi Stratejik Ölçeğe Taşımak

Sabancı Holding'in sürdürülebilirlik hikayesini diğer holdinglerden ayıran şey, taahhütlerin holding düzeyinde değil grup şirketi düzeyinde somutlaşması. CDP İklim A ve CDP Su A notları, holding çatısı altındaki Brisa, Çimsa, Akbank, Enerjisa gibi farklı sektörlerden şirketlerin koordineli ilerlediğini gösteriyor. Brisa'nın 2008'den bu yana kuyu suyu tüketiminde sağladığı %79'luk azalım ya da Çimsa'nın Eskişehir fabrikasındaki yenilenebilir enerji üretimi, bu koordinasyonun fabrika düzeyindeki yansımaları.

2030 hedefleri arasında kapsam 1-2 emisyonlarında %42 azaltım ve tatlı su çekim oranında %10 düşüş öne çıkıyor. Holding, MSCI AA notuyla Türkiye'nin en yüksek puanlı büyük holdingi konumunda; ancak kapsam 3 emisyonları (tedarik zinciri ve ürün kullanım aşaması) hâlâ en büyük kör nokta olmaya devam ediyor.

Koç Holding: Sektörel Dönüşümün Ağırlığı

Koç Holding için en büyük ESG meselesi enerji ve karbon değil, otomotiv sektörünün dönüşümü. Fiat ortaklığıyla yürütülen TOFAS üzerinden Avrupa pazarına ihracat yapan Koç, AB'nin 2035 yanmalı motor yasağını doğrudan etkileyen bir çerçevede faaliyet gösteriyor. Elektrifikasyon yatırımları bu nedenle hem iş sürekliliği hem ESG baskısının kesiştiği bir alan. 2017'den bu yana kapsam 1-2 emisyonlarında %17 azalım kaydedildi; Arçelik'in enerji verimliliği ürünleri ise grubun en güçlü ESG anlatısını oluşturuyor.

Eczacıbaşı: Su ve Döngüsel Ekonomide Odaklı İlerleme

Eczacıbaşı, geniş alanları kapsayan bir ESG stratejisi yerine su verimliliği ve döngüsel üretim alanlarında yoğunlaşmayı tercih etti. 2018-2023 arasında %45 su tasarrufu ve 10'dan fazla Sıfır Atık sertifikalı fabrika, dar ama derin bir odağın ürünleri. Bu yaklaşım özellikle doğrulama açısından avantajlı: geniş iddiaları doğrulamak, belirli bir fabrikadaki su azalımını belgelemekten çok daha güç.

Yıldız Holding: Tarım Zincirinde Sürdürülebilirlik

Gıda sektörü odaklı Yıldız Holding için sürdürülebilirlik meselesi büyük ölçüde tarım zincirine dayanıyor. 100'den fazla çiftliği kapsayan sürdürülebilir tarım programı ve su verimliliğinde 2014'ten bu yana %38,4'lük azalım, holdingin en somut taahhütleri. MSCI BBB notu diğer büyük holdinglerin gerisinde; ancak bu kısmen daha sınırlı uluslararası raporlama altyapısını yansıtıyor.

Kuşak Değişimi ve Yönetişim: Yapısal Etkenler

Aile holdinglerinin ESG performansını belirleyen belki de en az görünür ama en etkili etken, yönetişim yapısındaki olgunluk düzeyi. Bağımsız yönetim kurulu üyelerinin varlığı, sürdürülebilirlik komitelerinin yönetim kuruluna doğrudan raporlaması ve ESG hedeflerinin üst yönetim ücretlendirmesine bağlanması, performansı yapısal güvenceye alan unsurlardır.

Türkiye'deki holdinglerin büyük bölümü bu aşamaları farklı hızlarda geçiyor. Sabancı ve Koç gibi uzun süredir halka açık ve uluslararası kurumsal yatırımcılarla çalışan yapılar, bağımsız yönetişim unsurlarını erken benimsedi. Daha kapalı aile yapısını koruyan ya da uluslararası piyasalara daha az açık olan holdinglerinde bu geçiş henüz tamamlanmış değil.

"Aile holdinglerinin sürdürülebilirlik performansını en güçlü öngören değişken, yönetim kurulu düzeyinde gerçek bir sorumluluk mekanizmasının varlığı. Komiteler kurulmuş, raporlar yazılmış ama yönetim kurulunda konu tartışılmıyorsa sürdürülebilirlik gerçek bir stratejiye dönüşmüyor." — Kurumsal yönetim danışmanı

Yaklaşan Baskılar: 2026-2030

Önümüzdeki dönemde Türkiye'deki aile holdingleri üzerindeki ESG baskısının iki ana kanaldan gelmesi bekleniyor. İlki, AB Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD) dolaylı etkisi: AB'ye ihracat yapan veya Avrupalı şirketlerle tedarik ilişkisi olan Türk holdingleri, zincir boyunca raporlama taleplerini karşılamak zorunda kalıyor. İkincisi, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) çerçevesinin hayata geçmesiyle artacak yerel raporlama zorunlulukları.

AB Sınır Karbon Mekanizması (CBAM) ise çimento ve çelik sektörlerinde faaliyet gösteren holdingleri 2026'dan itibaren doğrudan etkileyen bir maliyet unsuruna dönüşüyor. Akçansa ve Çimsa gibi Sabancı grup şirketleri veya Koç bünyesindeki demir çelik yatırımları bu nedenle emisyon azaltım yatırımlarını hem ESG hem finansal risk perspektifinden ele alıyor.

Sonuç

Türkiye'deki aile holdinglerinin ESG dönüşümü, hem iç dinamiklerin hem dış baskıların şekillendirdiği çok katmanlı bir süreç. Kuşak değişimi bu süreci hızlandırdı; küresel standartlara maruz kalma düzeyi ise holdingler arası hız farklılığını açıklıyor. Sabancı ve Eczacıbaşı, odaklı ve doğrulanabilir taahhütlerle öne çıkarken, Koç Holding otomotiv dönüşümünün yükünü taşıyor, Yıldız Holding ise tarım zinciri ağırlıklı bir anlatı inşa ediyor.

Bu farklı anlatıların ortak paydası şu: büyük Türk aile holdingleri, sürdürülebilirliği artık aile mirası ya da kurumsal imaj meselesi olarak değil, rekabet gücünün vazgeçilmez bileşeni olarak görüyor. Ölçülebilir ve doğrulanabilir taahhütlerle bu anlayışı somutlaştıranlar, uluslararası piyasalarda giderek daralan fırsatlardan en büyük payı alacak.

Kaynaklar ve Referanslar

Yazı Serisi: "Türkiye'nin Yeşil Dönüşümü" serisinin onaltıncı bölümü

Yayın Tarihi: Şubat 2026